Aziz Francis Xavier
Bayram Günü: 3 Aralık
Ölüm Yılı: 1552
Navarre Krallığı’nda 7 Nisan 1506’da doğan bir Navarrese-Bask Roma Katolik misyoneriydi. Babası, Navarre Kralı III. John’un özel danışmanı ve maliye bakanıydı. Ailesinin en küçüğüydü ve bugün hala kısmen ayakta olan ve Cizvit tarikatına sahip bir kalede ikamet ediyordu.
15 Ağustos 1534’te Francis Xavier, Peter Favre ve diğer birkaç arkadaşı ile birlikte yoksulluk, iffet ve itaat sözü verdiler.
Papa III.Paul, 1540’ta İsa Cemiyeti haline gelen düzenlerinin oluşumunu onayladı. Tarikat daha popüler bir şekilde Cizvitler olarak bilinir hale geldi.
Azizin Hayatı
Aziz Francis Xavier, bugün İspanya toprakları olan Navarre Krallığı’nda, 7 Nisan 1506’da doğan, Katolik bir misyonerdir. Babası döneminin Navarre Kralı III. John’un kişisel müşaviri ve maliye bakanı olarak hizmet etmiştir. Ailesinin en ufak bireyi olan aziz F. Xavier, savaş ile çevrelenmiş bir dönemde doğdu; içinde yaşadığı Navarre, Aragon ve Castile kralı Ferdinand tarafından sürekli hedef alınmış, ve nihayetinde ele geçirilmiştir.
Savaşlar bitip Francis Xavier yetişkin bir yaşa geldiğinde, ondaki öğrenmeye olan yatkınlığı fark eden babası, Francis’i Paris Üniversitesi’ne gönderdi. Genç Francis üniversite yıllarında insanlardan aldığı takdir ve kabiliyetlerinin yüceltilmesinden ötürü dünyasal kazanç ve insan takdiri peşinden koşmanın layık bir hayat tarzı olduğuna kanı getirdi ve tüm planlarını bu yönde yapmaktaydı; ta ki Loyola’lı aziz İgnatius ile karşılaşana kadar. İlk izlenimlerinde İgnatius’un fakir yaşamı ve dünyanın gözünde küçük olması Francis’e çok itici geldi, İgnatius’un tamamen Tanrı’ya adanmak istemesi ve aynı kalpten insanlarla bir topluluk oluşturma isteği dünyasal istek ve gururunun peşinden giden Francis’e çok uzak düşüncelerdi. Francis, İgnatius’u hor görür ve bunu belli ederdi, ancak İgnatius küçümsenmesine rağmen Francis’in kabiliyetlerini över ve öğrettiği dersleri överdi; ve sık sık Francis’e İncil’den Mesih İsa’nın şu sözlerini hatırlatırdı: “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa (ruhunu kaybederse), bunun kendisine ne yararı olur? (Markos 8:36)”
Başlangıçta bu sözleri umursamayan Francis, İgnatius’un ona doğru olan kibar davranışlarını, hor görüldüğü halde ona iyilik ile yaklaşmasını, ve hatta paraya ihtiyacı olduğu bir dönemde İgnatius’un ona para sağlamasını, alçakgönüllülüğünü ve benzeri erdemlerini gözlemledikçe, Francis Xavier, bu adamın aslında asil biri olduğu ancak Tanrı’nın çağrısından ötürü böyle bir hayat sürdüğüne kanıt getirdi, ve İgnatius’a olan bakışı değişti. Bir gün İgnatius, Francis’in onu daha özenli ve dikkatli dinlediğini fark ettiğinde, büyük bir vurgu ve ciddiyet içinde İsa’nın şu sözlerini tekrar etti: “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa (ruhunu kaybederse), bunun kendisine ne yararı olur?” O güne kadar İgnatius’un çağrısına büyük bir direnç gösteren Francis’de bir değişim başladı.

15 Ağustos 1534 yılında Francis Xavier, kendisi gibi aziz İgnatius’dan etkilenen arkadaşı Peter Favre ile birlikte fakirlik, iffet ve itaat yemini ederek rahipliğe ilk adımlarını attı. Francis ve arkadaşı Peter Yeruşalim’e gidip orada iman etmeyenleri Hristiyan yapmak istiyorlardı. O sene teoloji çalışmalarına başlayan Francis Xavier, 24 Haziran 1537’de resmi olarak rahipliğe atandı. Papa III. Paul, İgnatius ve arkadaşlarının kurduğu topluluğu 1540 yılında onayladı, ve bu topluluk “İsa Topluluğu” olarak anılmaya başladı. İlerleyen zamanlarda ise bu topluluğun ismi “Cizvit (Jesuits)” olarak değişti.
Francis Xavier rahipliğe atanırken, Portekiz Hindistan’ı kolonileştiriyordu. Hindistan’a yerleşen Portekizlilerin birçoğu Hristiyan imanından uzak, veya imandan düşmek üzere, Hristiyan değerlerine sahip olmayan kişilerdi. Bu değerleri oradaki Portekizlilere geri kazandırmak için Portekiz Kralı Papa’ya o bölgeye misyonerler göndermesi için bir dilekçede bulundu. Böylelikle Papa III. Paul, kendi istekleri olan Yeruşalim ve İsrail topraklarına gidip Hristiyanlığı orada yaymayı, orada devam eden savaştan ötürü uygun görmediği için, bu yeni kurulan İsa Topluluğu düzeninden Hindistan’a gidip bu yeni görevi üstlenmesini diledi. Ve böylelikle aziz İgnatius, aziz Francis Xavier’ın istekliliğini görünce onu Hindistan’a göndermeye karar verdi.
Francis Xavier 1541 yılında, 35. Doğum gününde Hindistan’a doğru yola çıktı. Yola çıkarken ona Doğu’ya Papa’nın Büyükelçisi olarak atandığı bildirildi. Papa’nın Büyükelçisi (veya Vatikan Büyükelçisi), başka bir ülkeye kalıcı bir şekilde yerleşen ve orada Kilise’yi temsil eden bir diplomattır. Francis 6 Mayıs 1542’de Hindistan’ın Goa bölgesine ulaştı.
Her ne kadar Goa bölgesinde kiliseler ve hatta Portekiz kolonisinde bir episkopos bulunsaydı bile, oradaki Portekizlilere, özellikle duvarların dışında kalanlara hizmet edip öğüt ve vaaz verecek çok az kişi vardı.
Francis Xavier’ın hızlıca fark ettiği büyük sorunlardan biri, orada bulunan insanların doğası ve niyetleriydi. Gemicilerden ve göçmenlerden çoğu Portekiz hapishanelerinden getirilmiş kişiler veya Portekiz’de yaptığı bazı hatalardan kaçan insanlardan ibaretti. Görünürde bu insanların hiçbiri erdemli yaşamlar sürüp Tanrı’nın iyiliğini yaymak için gelmemişti. Bunun yerine Portekiz’den kaçmak, macera aramak veya servet edinmek için buraya gelmişlerdi. Ama yine de buraya yerleşip aileler kurdular.
Aziz F. Xavier burada öncelikli olarak hastalara ve çocuklara hizmet etti. Pearl Fishery Coast bölgesinde yaşayan yerel insanlar hakkında bilgiler edindi, bu yerel halk 10 sene kadar önce vaftiz edilmişti ancak Hristiyan imanı onlara tam bir şekilde açıklanmamıştı. Xavier bu insanlara hizmet etmeye başladı ve onlarla beraber üç sene geçirdi; fakat kendi halkından buraya gelenlerin, yani oradaki Portekizlilerin sıkça sergiledikleri kötü tutumlarından ötürü çoğu zaman utandırıldı.
Aziz F. Xavier Pearl Fishery Coast bölgesindeki yerel halk için 40 tane kilise kurup inşa etti. Xavier buradaki hizmeti ve görevi içerisinde çoğu zaman birçok sorun ile karşılaştı, çünkü genellikle önce liderlere gitmektense halkın arasında karışır ve önce halkı iman ettirmeye çalışırdı.
Burada bir süre hizmet ettikten sonra Xavier, Malacca ve Maluku adalarına gidip oradaki insanlara Hristiyan imanını duyurmaya gitti. Bu bölgede iki sene kadar hizmet etti, ve buradayken Anjiro isimli Japon bir adam ile karşılaştı. Anjiro kendi ülkesinde cinayet ile suçlanmış ancak kaçmayı bşarmış biriydi. Anjiro, Francis Xavier’in yaptıkları hakkında duyduktan sonra onu arayıp bulmak isteyerek sonunda ona rastladı, ve F. Xavier sayesinde iman ederek kayıtlara geçen ilk Japon Hristiyan oldu.

Xavier resmi sorumluluklarından ötürü bir seneliğine Goa bölgesine geri döndü, ancak Japonya’ya gitmek için içinde büyük bir istek oluşmuştu. Nihayetinde 1549 yılının Temmuz ayında Aziz F. Xavier Japonya’ya adımlarını attı.
Xavier’in vardığı bölgedeki Daimyo (Japon derebeyi, lider) azizi sıcak karşıladı, ancak kendi halkının Hristiyan olmasını yasakladı. Bu resmi engelin üstüne Xavier dil konusunda da sıkıntılar yaşadı; Japonca azizin o ana kadar öğrendiği tüm dillerden daha farklıydı.
Aziz F. Xavier, sürdüğü fakir yaşam tarzının Japonya’da iletişim kurmaya bir engel olduğunu gördüğünde şaşırdı, Avrupa’da bu mütevazılık saygı ile karşılanırken, o günlerde derebeyliklerden oluşan Japonya’da böyle bir yaşam tarzı saygı görmüyordu; bu yüzden Xavier stratejisinde değişiklikler yaptı. Bir defasında yerel bir prens ile buluşacakken şık bir şekilde giyinerek birlikte hizmet ettiği Hristiyan kardeşlerine onu karşılayıp peşinden gelmelerini söyledi ve Hindistan’dan getirdiği hediyeleri bu prense sundu. Bu seremoni azizin umduğu gibi bir etki yarattı, ve oradakiler Xavier’ı daha iyi karşılayıp dikkatli bir şekilde dinlediler.
Çabalarına rağmen Japonya’ya kolayca Mesih İsa’yı benimsemiyordu. Birçoğu atalarından gelen geleneksel Budist veya Şinto inançlarına tutundular. Aynı şekilde Japonlar cehennemin varlığını ve süregelen bir yargı olmasını kabul etmekte güçlük çektiler.
Japonların arasındaki bazı gelenekçiler, özellikle yerel dinlerin liderleri Aziz F. Xavier’a düşmanlık sergilemeye başladılar. Xavier birkaç topluluk oluşturmayı başardı, ancak Hristiyan imanının yayılması Japon liderler tarafından bastırıldı ve Japonya’nın dışından gelen yabancılara ve getirilen imana karşı güvensizlik ve şüphe yayıldı. Kısa süre içerisinde Hristiyanlık büyük bir zulümün hedefi oldu, Japonya’da kimse açıkça Hristiyan olduğunu beyan edemez hale geldi ve birçokları imanlarını yeraltına taşımak zorunda kaldılar.
Xavier Japonya’daki hizmetini o dönem için bitirdikten sonra Hindistan’a geri gidip Goa bölgesine de uğramaya karar verdi. Yolculuğu sırasında Çin imparatoru ile görüşüp ülkesinde tuttuğu tutsak Portekizlileri bırakması için, Portekizin bir elçisi olarak konuşması rica edildi. Xavier Çin’e gitmek için karar aldı, ancak öncesinde ana merkezi olan Goa’ya dönme ihtiyacını hissetti.
1552 yılının Nisan ayında Aziz F. Xavier son kez Hindistan’dan ayrıldı, Mallaca’ya uğrayarak Portekiz kralının elçisi olduğunu belirten resmi evrakları aldı. Fakat Malacca’nın limanı Alvaro da Gama isimli bir kişinin eline düşmüştü. Bu kişi Xavier’a düşmanca yaklaştı, resmi olarak Papa’nın Büyükelçisi olduğunu kabul etmedi ve Çin imparatoru için yanında taşıdığı hediyelere el koyarak Xavier’ın gemisindeki mürettebatı çıkartıp Alvaro da Gama’ya sadık olan yeni bir mürettebat yerleştirdi.
Ağustos ayında Xavier’ın gemisi Çin’in yakınlarında bir adaya ulaşıp orada durdu. Burada indirilen Xavier, tamamen tek başına kaldı. Büyük bir ücret karşılığında kendisini Çin’in ana topraklarına götürecek bir kişi buldu, ancak bu gemiyi beklerken güçlü bir ateş ile hastalandı. Aziz Francis Xavier 3 Aralık 1552’de, arkasında birçok bölge ve ülkede hizmet ettiği ve Hristiyan imanına kavuşturduğu birçok kişiyi bırakarak vefat etti.
Aziz Francis Xavier 25 Ekim 1619’da, Papa V. Paul tarafından kutsanmış ilan edildi, ve 12 Mart 1622’de de Papa XV. Gregory tarafından aziz ilan edildi; bu aynı seremonide Loyola’lı Aziz İgnatius’da aziz ilan edildi. Aziz Francis Xavier Hristiyan misyonlarının koruyucu azizidir ve bayram günü 3 Aralık’dır.








